21 Aralık 2007 Cuma

11 Eylül! Hava dönüyor!


080706wtc1
İlginç değil mi? Eski İtalya Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga 30 Kasım'da Corriere Della Sera'ya "11 Eylül saldırılarının CIA ve Mossad işbirliğiyle gerçekleştirildiğini ve bunu dünyanın bütün istihbarat servislerinin bildiğini" söylemişti.
15 gün bizim medyadan kimsenin dikkatini çekmedi bu açıklama!..
Derken önce Yeni Şafak sonra diğer gazeteler dur uma uyandı!
Bu açıklama 11 Eylül üzerine öne sürülen diğer komplo teorileri gibi aldırmazdan gelinecek bir açıklama değil. Global iktidarın "üç beş internet meraklısının saçmalıkları" olduğunu iddia ettiği 11 Eylül analizlerini, kliplerini ve onca garip iddiayı ciddiye almasak bile şimdi Cossiga'yı işitmemiş gibi yapamayız.
Cossiga ülkesinde ve Avrupa'da çok saygın bir isim.
Cumhurbaşkanlığı sürecinde Gladio'yu açığa çıkartmış ve ülkeyi bu gizli örgütün pençesinden kurtarmakta önemli bir rol oynamıştı!
Bilmem, Washington'un Cossiga'nın sözlerine bir karşılığı olacak mı?
Ama şu gerçek! 11 Eylül konusunda hava dönüyor. Rüzgâr yavaş yavaş gerçeklerden yana esecek gibi...

Vatan'dan alıntı / H. Babaoğlu

15 Aralık 2007 Cumartesi

BBG EVİ



kagit mektupASAM) Başkanı Faruk Loğoğlu Anadolu Ajansına konuştu. İşte o konuşmanın ayrıntıları;

Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Başkanı Faruk Loğoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın "Artık bizim için PKK'nın Kandil Dağındaki kampları ve hareketleri BBG evi gibidir" yönündeki sözleri ile ilgili olarak, "Genelkurmayımız bunu 5 Kasımdan (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan-ABD Başkanı George Bush görüşmesinden) önce söyleyebiliyor muydu? Söyleyemiyordu. O anlamda bunun yeni olduğunu ve kaynağının en azından önemli bir bölümünün ABD'den geldiğini düşünmemiz lazım" dedi.

Loğoğlu, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, "Askeri mücadelenin terörle mücadelenin sadece bir boyutu olduğunu" ifade etti. Loğoğlu ''Hukuki, ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik, sağlık, eğitim boyutları da olan kapsamlı bir ulusal ve toplumsal projeye ve toplumsal vizyon yaklaşımına ihtiyaç var'' dedi

"Operasyonlar sonucunda, terör örgütü PKK'nın sadece maddi olarak değil, psikolojik açıdan da ciddi anlamda vurulduğunu" dile getiren Loğoğlu, "ABD'nin operasyonlara ses çıkarmamasında da Türkiye ile ilişkilerinin PKK nedeniyle çok zora gireceğini hissetmesi ve Irak'ın toprak bütünlüğünün, Iraklı Kürtleri desteklemekten daha önemli olduğunu benimsemesinin etkili olduğunu" bildirdi.

24 Kasım 2007 Cumartesi

Medyanın savaşı

 

newspaper400 Sorulması gereken soru şudur. Medya olarak sorumluluğumuz nerede başlıyor, nerede bitiyor? Niçin bir an önce silahların devreye girmesi bekleniyor? Nereye tarafız? Objektiflik, taraf olmak, gerçeğe yakınlık bizler için ne ifade ediyor? Haber yapılırken binlerce ailenin göz ve kulağının sınır bölgesinde olduğu, her gün bu haberleri merak içinde izledikleri bilinmiyor mu?

Kriz ve savaş zamanlarında gerçekler kirlenir, kararır ya da karartılır. Medya dilinde misenformasyon ve dezenformasyon dediğimiz süreç de böyle zamanlarda sıkça rağbet görür. Misenformasyon gerçek bir bilginin eksik, yanlış ya da yanlı bir şekilde iletilmesidir. Dezenformasyon ise gerçek olmayan, kurgu, sahte bilgiye dayanır; gerçekmiş gibi gösterilir.

İkisinin de dünya medya tarihinde kamuoyunun yanıltılmasındaki rolleri hayli fazadır; medya tarihi bu tür örneklerle doludur. Ve bu bilgi saptırmasının farklı “iktidar sahiplerinin”, iktidar mücadelesinden kaynaklanır. Bu kaynağın sahipleri hükümetler, askerler, uluslar arası şirketler, istihbarat teşkilatları olduğu gibi kimi zaman da yasadışı örgütler de olabilir.

Tarih boyunca savaş stratejisi gereği silahlar konuşmadan “psikolojik savaş” başlar. Bazı durumlarda öncelikle “rızanın imal edilmesi” gerekir. Kamuoyunun hazırlanması, sahte bilgilere alıştırılması, tehdit ve tehlike altında olduğuna inandırılması gerekir.
Kamuoyunun yapılacak hareket konusunda şüphesi kalmamalı, ikna edilmelidir. “rızanın imalatı” süreci de böyle işler.

NASIL ALDATTILAR?
1963’de Amerika’nın Vietnam’ı işgaline gerekçe olarak “bir Amerikan savaş gemisinin batırıldığı” gösterilmiştir.

Diktatör Çavuşesku devrilirken Romanya’da binlerce insanın katledildiği haberi yayılır. Bu haber üzerine diktatörün devrilmesi hatta öldürülmesi konusunda kimsenin şüphesi kalmaz. Ancak sis dağıldığı zaman ayaklanma sırasında bu sayının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştır.

Yakın tarihe gelecek olursak önümüzdeki en somut örnek Irak’ın işgalidir. Bush ve Blair yönetimleri Irak’ta nükleer ve kimyasal silahların varlığı ve bu silahların dünya için oluşturulduğu tehlike gerekçesiyle işgali başlatmıştı. İşgal öncesinde tümüyle düzmece olan bu bilgilerle Amerikan kamuoyu ikna edilmiş ya da edilmeye çalışılmıştır.

Ardından, “iş işten geçtikten sonra” Bush, Rumsfeld, Powell da dahil olmak üzere “yalanı” gizlememişlerdir. 1. Körfez savaşı, Panama işgalinde de benzer örnekler mevcuttur.

İran’ın nükleer silah ürütme konusundaki kapasitesi konusunda net bir bilgi yokken, sadece varsayımların izinden giderek bu ülkeye yönelik yaptırım hatta saldırı planları yapılmaktadır.

TOPYEKÛN SAVAŞ!
Tezkere sonrası Türkiye medyası ise askerden önce Irak’a girerek küçük çaplı bir “savaş” başlattı. Türkiye Irak sınırına binlerce asker yığınak yaparken yönetici, editör, muhabir olarak bu süreci yürüten bazı “meslektaşlarımız” askerin sınıra yığılması ile tatmin olmadı ve askerlerden önce “sınırı” geçti.

Askeri harekâtların gereği olarak yapılan hazırlık süreçleri bile beklenmeden ordunun Kuzey Irak’a girmesi istendi. Günler boyu “asker girdi giriyor” haberleri yapıldı. Hatta Kuzey Irak ile tatmin olmayanlar Erbil, daha öte Kerkük’e kadar uzandılar.

Oysa, biraz askeri bilgi sahibi olanlar, uluslararası kuralları ve siyasi konjonktürden azıcık bilenler bile bunun mümkün olmadığının farkındaydılar.

Doğrudur. Medya dünyanın her yanında savaş ve kriz durumlarından beslenir. Ancak, hala devam eden süreçte hedefin, sanki Kuzey Irak’ın tümüymüş gibi gösterilmesi, ordunun Kuzey Irak’a top yekün bir harekât düzenleyecekmiş gibi yansıtılması, harekâtı bizzat gerçekleştirecek ordudan çok medyanın niyeti miydi acaba?

Ancak sorulması gereken soru şudur. Medya olarak sorumluluğumuz nerede başlıyor, nerede bitiyor? Niçin bir an önce silahların devreye girmesi bekleniyor? Nereye tarafız? Objektiflik, taraf olmak, gerçeğe yakınlık bizler için ne ifade ediyor? Haber yapılırken binlerce ailenin göz ve kulağının sınır bölgesinde olduğu, her gün bu haberleri merak içinde izledikleri bilinmiyor mu?

MEDYA SAVAŞI HABER YAPAR
Medya çok acı da olsa savaş, kriz haberlerini iletilecektir. Haberlerin üstü örtülmeyecektir. Ancak, henüz olmamış, olgunlaşmamış bir durumu “sanki oluyormuş” gibi iletmek ve bunu zorlamak sonuçta medya kuruluşlarını, yanıltıcı ve abartılı haberlere yönlendiriyor.

Haber çıtası yükseltiliyor. Durum gerçek olmadığı için her gün çatıya daha yükseltmek durumunda kalınıyor; kamuoyu beklenti içinde sokuluyor. Ama aslında ortada ekranlara ve sayfalara yansıdığı şekilde bir durum yok. Tabii ki askeri yığınak, tabii ki sınır ötesine topçu ateşi, tabii ki teröristlerin bulunulduğu yerlere nokta operasyonlar yapılıyor.

Yapılacak gibi de görünüyor. Ama, bunların büyük bir kısmına görsel olarak ulaşamadığımız vakit, arşiv haberleri ve aksiyon müziklerin ile yapılan haberler Hoolywood filmlerindeki sahneden öteye geçmiyor. Batılı bir gazetecinin deyimiyle “savaşı ordu değil ama medya yürütüyor”

DUYULMAYAN, GÖRÜLMEYENLER
Savaş ve krizi var olan durum üzerinden haber yapmak gerekiyor. Tabii ki bu söylediğimiz “olanı biteni ” de barış adına gizlemek değildir.

Geçtiğimiz 1 ay içinde karşılıklı olarak kamuoylarının kışkırtıldığına, düşmanlaştırıldığına tanık olduk. Irak Kürt yönetimi aleyhine yapılan, haber dışı rencide edilici yaklaşımlar, kamuoyunun bir kısmını okşarken aynı tarz yayınlar Kürt bölgesindeki medya tarafından Türkiye kamuoyuna yönelik olarak yapıldı.

Türkiye’de “Barzani geliyoruz” manşeti orada da “biz de savaşa hazırız” karşılığını buldu.

Yani aynı zihniyet birbirini beslerken medya aracılığı ile savaş körüklendi.
Krizin ilk günlerinden itibaren Kürt yönetiminin PKK’ya karşı sınırlı, hedefi belli operasyonlara karşı çıkmayacağını iletildi, yetkililer bu yönde demeç verdi. Ama o günün atmosferi içinde bu sözler duymazlıktan gelindi, ya da o günlerin havasına uygun değildi. Çünkü herkes gözünü kapatmış kamuoyunu topyekün, binlerce askerin katıldığı ve Kuzey Irak’ın işgaline varacak kadar bir askeri harekât peşindeydi.

Kamuoyunun beklentisi de tabii ki bu yönde oluştu. Aradan yaklaşık 1 ay geçtikten sonra “Kürt Yönetimi sınırlı operasyonu destekliyor” haberleri “Akıllandırlar” sözleri ile verildi.

Irak Kürt bölgesinde herkes Türkiye’nin ciddiyetinin krizin ilk gününden beri biliyordu. Üstelik PKK’nın kendilerine zarar verdiğini ilk günlerden bu yana söylüyor. Ama bu bilgiyi günler sonra AP haber yapınca gazetelerde yer buldu. Bu örnekler ilk olmadığı gibi son olacak gibi de görünmüyor.

OLANLAR, OLMAYANLAR
Olmayan bombardımanı olmuş gibi yansıtan, tarlada çalışan köylüleri mayın döşeyen peşmergeler olarak gösteren, gitmediği, bilmediği halde o bölgedeymiş gibi yapan, her türlü askeri hareketliliğe olağanüstü bir anlam yükleyen haber anlayışı hakim oldu sayfalara, ekranlara.

1984’ten beri Güneydoğu’da yaşanan birçok olay sanki ilk kez oluyormuş gibi verildi, Güneydoğu’ya belki de ilk kez gidip “yeni keşfetmiş” gibi yapıldı, sanki gazeteciler çok uzak bölgelerden, başka ülkeden bahsediyordu. Oysa orası ve oradaki insanlar 1984’den beri olaylar zaman zaman değişiklik gösterse de benzer bir atmosferi yaşıyor. Dağlarda asker yıllardır dağlarda PKK ile mücadele ediyor. Halk terör yüzünden sıkıntı çekiyor. Yani yeni bir durum yoktu.

Sözün kısası hem askerin hem de bölge halkının yaşadığı zorlukları ilk kez keşfetmenin heyecanını yaşayan medya ordusu Irak’a çoktan girmişti bile. Ama ordu şimdilik Irak’a “medyanın istediği gibi girmeyince” manşetler durmak zorunda kaldı.

Şimdilik medya “ordusuna” sadece gerçeğe yakın durmasını ve bu tür durumlarda gazetecinin taraf olduğu noktanın “savaşa karşı taraf” olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Mete Çubukçu
NTV-MSNBC

19 Kasım 2007 Pazartesi

Sıradan günlerden...


jehmBir kibritin dumanında yakabilirim kendimi sıradan günlerde..

kendini tekrarlayış....

evet gene birbiriyle aynı günlerden birinin daha sonuna doğruyuz..

hep bi yerlere bi zamanlara doğruyuz ya,
böylece hep eğri duruyoruz bulunduğumuz yere ve zamana,

"varoluşsal geçiciliğin esrikliği"

bi kahve bi sigara daha...

phaidon

10 Kasım 2007 Cumartesi

''Kürdistan'' temelleri nasıl atıldı !

 

barzani talabaniIrak Kürdistan Özerk Bölgesi, Federal Irak Cumhuriyeti´nin kuzeyindeki bölgelerini kapsayan ve Bağdat´a bağlı olan özerk bölge. Nüfusları tartışılan ve bölge yönetimince azınlık statüsü verilmiş olan Türkmenler ve Asuriler'de (Süryaniler) bu bölgede yaşamaktadırlar.

Bölge Tarihi 

Irak´ın kuzeyinde bulunan bölge 11 Mart 1970´de Saddam Hüseyin ve Mustafa Barzani arasında yapılan anlaşma üzerine kuruldu. Özerklik anlaşmasına göre Irak´ın kuzeyindeki üç il, yaklaşık 37 000 km²`lik bir Bölge, Erbil de kurulucak bir yerel Parlemento tarafından yönetilecekti. Bunun yanısıra Irak Meclis´inde 5 bakan ve başbakanvekili Kürt olacaktı. Kürtçe ülke genelinde Arapça´nın yanısıra ikinci resmî dil olacaktı.

İran-Irak Savaşı sırasında bu bölge merkezi hükûmet´in kontrolünden çıkmış, İran saflarında Saddam Hüseyin´e karşı yer almıştı. Saddam Hüseyin savaştan önce anlaşmayı kaldırmış ve 1974 de Kürt bakanları meclisten çıkarmıştı. Bu durum üzerine Barzani´ler isyan etmişlerdi. Bu durum Irak için çıkan savaşı kötü etkiledi, çünkü Saddam Hüseyin'e karşı Kuzey, İran ile ittifak etmiştir.

Irak haritaBirinci Körfez Savaşı öncesi ve savaş sırasında Saddam Hüseyin'den kaçan on binlerce Kürt Türkiye Cumhuriyeti'ne sığındı. Türkiye tarafından kurulan kamplarda Kürt mültecilere sağlık, barınma ve giyim yardımları yapıldı. Saddam Hüseyin devrilip Kürt liderler yeni dönemde söz sahibi olana kadar yurt dışına Türk Pasaportu ile çıktılar.

Birinci Körfez Savaşı´ndan sonra çıkarılan uçuş yasağından dolayı bölge bugüne kadar Bağdat´ın yönetimi altında değildir. Bölge silahlı Kürt milisleri olan Peşmergeler´in kontrolü altındadır.

Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi ile Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği´nin arasında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı Bölge ikiye bölünmüşse de, son yıllarda birleşme sürecine girilmiştir. 

19 Mayıs 1992 seçimleri
Kürdistan Demokrat Partisi           %45,3      
Kürdistan Yurtseverler Birliği        %43,8      
Kürdistan İslami Hareketi (IMK)        %5,1      
Kürdistan Sosyalist Partisi (PASOK)   %2,6       
Irak Kominist partisi  (ICP)              %1,0    

Baraj %7´de olduğundan KDP 51 Koltuk, KYB 49 Koltuk mecliste hak etmiştir. KDP bir Koltuk KYB vermiştir, böylece iki Parti eşit düzeyde yönetmişlerdir. Türkmenler seçimlere katılmamıştır. Geri kalan koltuklar azınlıklara göre dağıtılmıştır.

30 Şubat 2005 seçimleri
Kürt ittifakı                        104 Koltuk      
Kürdistan İslam Cemiyeti         6 Koltuk      
Kürdistan işçi Partisi               1 Koltuk

Oldukça zengin petrol kaynaklarına sahip Kürdistan Özerk Bölgesi, büyük bir gelişim ve dönüşüm içerisindedir.

Kaynak: Wikipedia

Sırp katil Lahey'de yargılanacak (!)


world1Aşırı Sırp milliyetçi Seselj'in Lahey Adalet Divanında yargılanmasına başlandı.

Aşırı milliyetçi Sırp Voyislav Seselj'in (53), Hollanda'nın Lahey kentindeki savaş suçları mahkemesinde insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmasına başlandı.

Savcılar, Sırbistan'ın ana muhalefet partisi milliyetçi Sırp Radikal Partisinin lideri Seselj'in davası, 1991-1993 yılları arasında Hırvatistan ve Bosna'da yapılan etnik temizlik ve katliamlardan Sırp liderlerinin sorumlu tutulması için son ihtimallerden biri olması açısından önem taşıyor.

Bir zamanlar eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yakın müttefiki olan Seselj, milliyetçi konuşmalar yaptığını inkar etmiyor, ancak bu konuşmaların savaş suçu oluşturmadığını öne sürüyor.

Bugünkü duruşmada kendini savunacak olan Seselj, mahkemeye hitaben ilk konuşmasını yarın yapacak. 

Seselj'in suçlu bulunması halinde ömür boyu hapis cezasına çarptırılması bekleniyor.

Lahey Adalet Divanı daha önce Sırbistan'ı soykırımdan aklamıştı

Lahey Adalet Divanı, Sırplar'ın 1995'te Bosna'da 8 bin Müslüman Boşnak'ı katletmesini "soykırım" olarak nitelendirdi ancak Sırbistan'ı suçlu bulmadı.BM'nin en yüksek yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı'nın, 1992-1995 arasında Srebrenitza'da 8 bin Müslüman'ın ölümüyle sonuçlanan katliamın "soykırım" olup olmadığı kararını tüm dünya soluklarını tutarak bekledi. 15 hakimlik yargı heyeti, karar metnini tam 3 saatte okudu. Yargıçlar, ilk dakikalarda Srebrenitza katliamını "soykırım" olarak kabul ettiklerini ve Sırbistan'ın soykırımı önleme sorumluluğunu yerine getirmediğini açıklayınca Bosna'da sevinç rüzgarları esti.

Boşnaklar'ın umudu söndü

Fakat ilerleyen dakikalarda kararın yönü değişti. Yargıçlar, soykırıma ve ihmale rağmen Sırbistan'ın soykırımdan sorumlu olmadığını hükmederek, "Tazminata gerek yok" sonucuna varınca, milyarlarca dolar tazminat isteyen Boşnaklar'ın umudu söndü.

4 Kasım 2007 Pazar

Küresel safsata..

Gazete_okuyan_afrikali_cocuk

Dünya da öğrenmiş zamanla ateşini bastırmak için gözyaşlarını içine akıtmayı. Hergün ağlarmış, yaşayanların yaptıkları hakszılıklara, savaşlara..

Bir kaç mürekkep yalamış beyaz yakalı 'Küresel Isınma' demiş buna.. Ama ilgisi yokmuş aslında buzulların erimesinin bununla. Artık dünya yeterince ağlayamadığı için öfkesini bastırıp sıcaklığını gizleyemiyormuş. Orda burda yanardağlardan kusarmış öfkesini.. Çılgınca tepermiş kabuğunu depremlerde. Gün gelmiş yüreğinin buz tutmuş yerleri de erir olmuş..

Dünya artık çok yorgun ve bitkin düştü.. Biraz daha saygı..

28 Ekim 2007 Pazar

Kim ne görev yapıyor !


021_ziza_wall_32082Laiklik elden gidiyor; ''Ordu göreve'' ...

Mehmetçik şehit düşüyor: ''Hükümet istifa''..

Bugünlerde gazete manşetlerinde görebileceğiniz manşetlerden sadece birkaçı. Sebebi ''görev tanımlarını'' bilmemekten kaynaklanıyor. Aslında görev tanımlarını ''aydın geçinenlerin'' kafasına göre yapmasından kaynaklanıyor. Sivil generallerin darbe çığırtkanlıkları ''sınır ötesi''ne taşıyor. Arkanızdayız gazları askerliklerini nasıl yaptıkları belli olmayan insanların cılız sesleri olmaktan çıktı. Türkiyenin en büyük gazetelerinin manşetlerinden köşe yazarlarından bağırılıyor.

Peki bunca yıllık dönemde bir çok hükümeti devirenler neden borokrasinin derinlerinin istifasını elini taşın altına koymasını istemiyor. Böyle bir durum söz konusuyken insan birbirlerinden beslendiklerini düşünmeden edemiyor. Kaos Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede sadece ezik vatandaşa yaramamaktadır. Gayrısı karmaşadan fayda görüyor.

Bu durumda hükümeti istifaya davet etmek gerekir. Çünkü görevini yapamamış memurlarından görevini yapmayanları idare edememiştir. Ozaman ''Ordu göreve''..

21 Ekim 2007 Pazar

Hainler neden durdurulamıyor ?

sehit-b1

Bu gün 21 Ekim 2007. Asker ailerinden an itibariyle 12'sinin evinde acı, hüzün, kin, intikam duyguları var. Ateş düştüğü yeri yakar her ne kadar ülke geneline hüzün hakimse de bir kaç gün sonra unutulur nice canların unutulduğu gibi.

Şimdi bize asıl düşen ağlayıp sızlamak değil 3000-4000 köpeğin neden 25 yıldır durdurulamadığını sorgulamaktır. Her gelen şehit haberinin ardından kanları yerde kalayacak, intikamları alınacak safsatalarını işitir dururuz. Ancak kimse çıkıpta sorgulamaz 12 evladımızı şehit eden bacıları dul bebeleri yetim bırakan 200 kişilik terörist gurubunun elini kolunu sallaya sallaya vatan toprağına nasıl girdiğini. Hiç kimse düşünmez nasıl bir istihbarat servisine sahip olduğumuzu. PKK'ya silah sağlayan Amerikan uşaklarının Özel harp dairelerine gizli servislere nasıl çöreklendiğini KİMSE sormaz.

25 yıllık dönemde onlarca hükümet binlerce politikacı gelmiş seçimler hep ERKEN yapılmış bir bakıma siyasi sistem her dönemde iflas etmiştir. Ancak aynı dönemde istifa eden birtek Genelkurmay başkanı, general, subay, Emniyet müdürü, İstihbarat daire başkanı Jandarma ishbaratı elemanı Emniyet mensubu yoktur. İrtica gerekçesiyle her yıl onlarca askeri kovanlar bizim de hatamız var mı demeyi akıllarına dahi getirmemişlerdir.

Kan uUkusu Belgeselini bilmeyeniniz yoktur. 1993-1995 döneminde General Osman Pamukoğlu Irak hudutları içersindeki Havaşin kampına operasyon düzenlemek istediğinde Genelkurmay'dan 6 gün sonra olur alır. Ek olarak bir de istihbarat verilmiştir yol üzerndeki ''Barzani''ye ait karakollardan destek ve klavuz alabilecektir. Ancak iş anlatıldığı gibi olmamış karakollardan askerlerimizin üzerine mermi yağmıştır. Bu duruma şaşıran Osman Paşa önce tereddüt etsede karakolların yerle bir edilmesi talimatını verir. Sonradan Türkiye'den para ve mühimmat alan Barzani'nin o karakollarda bir buçuk yıldır olmadığı anlaşılır. İstihbaratı sağlayan Barzani'nin Ankara temsilcisi 3 gün önce bölgeye haber uçurmuş PKK'nın Havaşin kampındaki hainlerin kaçmalarına sebeb olmuştur. Tabiatıyla operasyon beklenildiği etkiyi yaratmamış az sayıda örgüt elemanı etkisiz hale getirilebilmiştir.

[General Osman Pamukoğlu, 1993 - 1995 yılları arasında Hakkari Dağ ve Komando Tugayı ve GüvenlikKomutanlığı yapmıstır. Bu dönem, Hakkari'de PKK'nın omurgasının kırıldığı yıllardır.]

Harita resmi


Daha çok şehit vermeden önce istihbarat yetkilileri derhal birimlerine çeki düzen vermelidir. 1995 yılında Hizbullah terör örgütü nasıl Emniyet istihbaratı tarafından ( * ) nasıl çökertildiyse PKK'da derhal çökertilmelidir.

Yoksa Asker Irak'a gire çıka delik deşik etsede bir gelişme sağlanamaz. Yaygaracı bir tavırla düzenlenen sınırötesi operasyonlar göstermelik kalacaktır.

Tüm şehit ailelerinin başı sağolsun..

17 Ekim 2007 Çarşamba

Sen miydin beni yatak döşek yatıran..

influenza virus

Evet efendim üşenmedik AptalMonitöre birkez daha baktık sizler için ve grip virüsünü yakaladık. Yemin olsun google'dan bakmadım. [Yahoo images sağolsun ]

Neyse konumuza dönecek olursak, hiç bir masraftan kaçınmadık sizler için hainin kanlı canlı resimini yayınlıyoruz. Görenlerin son sürat bulundukları ortamdan kaçmaları şiddetle tavsiye olunur.

PS: Yokmu bi insan evladı grip ilacı tavsiye edecek..

15 Ekim 2007 Pazartesi

Uç Uç Uğur Böceğim...


hanimisPirelerin tellal olduğu zamanın dehrinde uğur boceklerinin uğruna inanan bir kaptan böcekleri kaptan çıkarmış. Son seferine öyle başlamış.Amma bilememiş aptal böceklerin kanatlanıp uçacağını umutlarının uğurlarının uçup bir gün gideceğini oysa ki bazı şeyleri saklı tutmak lazımmış. Öyle kapalı kalmalıymış ömür boyu kapkara kaplarda.. Öldürmek pahasına..

14 Ekim 2007 Pazar

Ug Büyük Reis...

Son ırmak kirletilip, son ağaç kesildiğinde ve son balık tutulduğunda beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak...

12 Ekim 2007 Cuma

Hepiniz artizsiniz !


Red-eared-Slider-F2 Evet itiraf ediyorum, ofiste kaplumbağa besliyoruz. Fakat bu şirin şeyler pek bi artist. Resimde de görüldüğü üzre ki ofistekilerin yanında hiç kalır, bu hayvanoğlu hayvanlar poz vermek için yaratılmış. Güneşe ya da ışığa ( karar veremedim ) dayanamıyorlar. Hemen poz verme triplerine giriyorlar.

11 Ekim 2007 Perşembe

Dünya bu soykırıma gözlerini yumdu !


11002 Daha üzerinden 20 yıl bile geçmemesine rağmen Srebreniça'yı hatırlayan devlet yok !

Oysa Srebreniça'dan toplu mezarlar çıkmaya devam ediyor.

Bosna-Hersek'teki iç savaş sırasında Sırp güçlerinin binlerce kişiyi katlettiği Srebreniça'da kurbanların gömüldüğü bir toplu mezardan 1995'deki katliamda öldürüldüğü sanılan 225 kişinin kalıntıları çıkarıldı.

Kayıp kişilerin bulunması için kurulan komisyonun üyesi Murat Hurtiç, çıkarılan iskeletlerden 33'ünün eksiksiz, 192'sinin eksikli olduğunu belirtti.

Dünya'da bir çok devlet kanıtları olmamasına rağmen sözde Ermeni soykırımını tanıyan kararlar almaya devam ediyor. Hem de hukuksal kaynaktan yoksun olmasına rağmen.

Tasarının hukuksal dayanağı yok !

Uluslararası Hukukçu Vorkink Ermeni tasarısı uluslararası hukuk açısından yanlıştır, dedi

Dünya Bankası eski Türkiye Direktörü Andrew Vorkink, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarının kabul edilmesinin uluslararası hukuk açısından "yanlış" olduğunu söyledi.

Boğaziçi Üniversitesi'nde, "Uluslararası Hukuk" konularında ders veren Vorkink, ABD Kongresi'ndeki "bağlayıcı olmayan" tasarının uluslararası hukuk temeline dayanmadığını vurguladı.

"Soykırım" kavramının, 1915 yılında mevcut olmadığını ve ilk kez 1943 yılında kullanıldığının altını çizen Vorkink, "yani 1915 tarihinden neredeyse 30 yıl sonra bu kavram uluslararası hukukta kullanılmıştır" dedi.

1948 tarihli BM Soykırım Sözleşmesine göre soykırımın, "ırkçı kin ve nefretin en üst derecesi olmak üzere, ulusal, ırksal veya dinsel bir grubun üyelerini, salt o grubun üyesi oldukları için yok etmek eylemi" olarak tanımlandığını hatırlatan Vorkink, Uluslararası Adalet Divanı'nın son verdiği kararların, "soykırım" yargısına varabilmek için "kesin delil" şartı aradığını vurguladı.

Vorkink, 1915 olaylarıyla, Nazi Almanyası, Ruanda ve eski Yugoslavya'daki olaylara benzetilemeyeceğini de vurguladı.

Tasarının siyasi olduğunun altını çizen Vorkink, "ayrıca, İngiltere ve Fransa Parlementolarının, ABD için 1800'lü yıllarda Amerikalı yerlilerin kitle halinde öldürülmesini 'soykırım' olarak tanıyan bir kararı kabul ettiğini de bir hayal edin" ifadesini kullandı.

10 Ekim 2007 Çarşamba

Kırooooooo....


 ScreenShot011

9 Ekim 2007 Salı

Google Hayatım...


mean


Hayatımız Gugıl olmuş ''sayın'' blog sakinleri. Internet karşısında geçirdiğim bir zaman yok ki içinde olmasın.

PS: Vay be bu postta gugılda saklanacak..

Hello Word :)

h400
ilk yazım ulan..

Bu web günlüğü sabahtan akşama kadar aptal monitöre bakmaktan bıkmayıp akşam da bakmaya devam eden başka bir aptalın hayatından ibarettir..

Başka bir şe arayan olursa (direkt tehdit ediyorum) dağılsın ulaaaaaaannnnnnnn....