24 Kasım 2007 Cumartesi

Medyanın savaşı

 

newspaper400 Sorulması gereken soru şudur. Medya olarak sorumluluğumuz nerede başlıyor, nerede bitiyor? Niçin bir an önce silahların devreye girmesi bekleniyor? Nereye tarafız? Objektiflik, taraf olmak, gerçeğe yakınlık bizler için ne ifade ediyor? Haber yapılırken binlerce ailenin göz ve kulağının sınır bölgesinde olduğu, her gün bu haberleri merak içinde izledikleri bilinmiyor mu?

Kriz ve savaş zamanlarında gerçekler kirlenir, kararır ya da karartılır. Medya dilinde misenformasyon ve dezenformasyon dediğimiz süreç de böyle zamanlarda sıkça rağbet görür. Misenformasyon gerçek bir bilginin eksik, yanlış ya da yanlı bir şekilde iletilmesidir. Dezenformasyon ise gerçek olmayan, kurgu, sahte bilgiye dayanır; gerçekmiş gibi gösterilir.

İkisinin de dünya medya tarihinde kamuoyunun yanıltılmasındaki rolleri hayli fazadır; medya tarihi bu tür örneklerle doludur. Ve bu bilgi saptırmasının farklı “iktidar sahiplerinin”, iktidar mücadelesinden kaynaklanır. Bu kaynağın sahipleri hükümetler, askerler, uluslar arası şirketler, istihbarat teşkilatları olduğu gibi kimi zaman da yasadışı örgütler de olabilir.

Tarih boyunca savaş stratejisi gereği silahlar konuşmadan “psikolojik savaş” başlar. Bazı durumlarda öncelikle “rızanın imal edilmesi” gerekir. Kamuoyunun hazırlanması, sahte bilgilere alıştırılması, tehdit ve tehlike altında olduğuna inandırılması gerekir.
Kamuoyunun yapılacak hareket konusunda şüphesi kalmamalı, ikna edilmelidir. “rızanın imalatı” süreci de böyle işler.

NASIL ALDATTILAR?
1963’de Amerika’nın Vietnam’ı işgaline gerekçe olarak “bir Amerikan savaş gemisinin batırıldığı” gösterilmiştir.

Diktatör Çavuşesku devrilirken Romanya’da binlerce insanın katledildiği haberi yayılır. Bu haber üzerine diktatörün devrilmesi hatta öldürülmesi konusunda kimsenin şüphesi kalmaz. Ancak sis dağıldığı zaman ayaklanma sırasında bu sayının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştır.

Yakın tarihe gelecek olursak önümüzdeki en somut örnek Irak’ın işgalidir. Bush ve Blair yönetimleri Irak’ta nükleer ve kimyasal silahların varlığı ve bu silahların dünya için oluşturulduğu tehlike gerekçesiyle işgali başlatmıştı. İşgal öncesinde tümüyle düzmece olan bu bilgilerle Amerikan kamuoyu ikna edilmiş ya da edilmeye çalışılmıştır.

Ardından, “iş işten geçtikten sonra” Bush, Rumsfeld, Powell da dahil olmak üzere “yalanı” gizlememişlerdir. 1. Körfez savaşı, Panama işgalinde de benzer örnekler mevcuttur.

İran’ın nükleer silah ürütme konusundaki kapasitesi konusunda net bir bilgi yokken, sadece varsayımların izinden giderek bu ülkeye yönelik yaptırım hatta saldırı planları yapılmaktadır.

TOPYEKÛN SAVAŞ!
Tezkere sonrası Türkiye medyası ise askerden önce Irak’a girerek küçük çaplı bir “savaş” başlattı. Türkiye Irak sınırına binlerce asker yığınak yaparken yönetici, editör, muhabir olarak bu süreci yürüten bazı “meslektaşlarımız” askerin sınıra yığılması ile tatmin olmadı ve askerlerden önce “sınırı” geçti.

Askeri harekâtların gereği olarak yapılan hazırlık süreçleri bile beklenmeden ordunun Kuzey Irak’a girmesi istendi. Günler boyu “asker girdi giriyor” haberleri yapıldı. Hatta Kuzey Irak ile tatmin olmayanlar Erbil, daha öte Kerkük’e kadar uzandılar.

Oysa, biraz askeri bilgi sahibi olanlar, uluslararası kuralları ve siyasi konjonktürden azıcık bilenler bile bunun mümkün olmadığının farkındaydılar.

Doğrudur. Medya dünyanın her yanında savaş ve kriz durumlarından beslenir. Ancak, hala devam eden süreçte hedefin, sanki Kuzey Irak’ın tümüymüş gibi gösterilmesi, ordunun Kuzey Irak’a top yekün bir harekât düzenleyecekmiş gibi yansıtılması, harekâtı bizzat gerçekleştirecek ordudan çok medyanın niyeti miydi acaba?

Ancak sorulması gereken soru şudur. Medya olarak sorumluluğumuz nerede başlıyor, nerede bitiyor? Niçin bir an önce silahların devreye girmesi bekleniyor? Nereye tarafız? Objektiflik, taraf olmak, gerçeğe yakınlık bizler için ne ifade ediyor? Haber yapılırken binlerce ailenin göz ve kulağının sınır bölgesinde olduğu, her gün bu haberleri merak içinde izledikleri bilinmiyor mu?

MEDYA SAVAŞI HABER YAPAR
Medya çok acı da olsa savaş, kriz haberlerini iletilecektir. Haberlerin üstü örtülmeyecektir. Ancak, henüz olmamış, olgunlaşmamış bir durumu “sanki oluyormuş” gibi iletmek ve bunu zorlamak sonuçta medya kuruluşlarını, yanıltıcı ve abartılı haberlere yönlendiriyor.

Haber çıtası yükseltiliyor. Durum gerçek olmadığı için her gün çatıya daha yükseltmek durumunda kalınıyor; kamuoyu beklenti içinde sokuluyor. Ama aslında ortada ekranlara ve sayfalara yansıdığı şekilde bir durum yok. Tabii ki askeri yığınak, tabii ki sınır ötesine topçu ateşi, tabii ki teröristlerin bulunulduğu yerlere nokta operasyonlar yapılıyor.

Yapılacak gibi de görünüyor. Ama, bunların büyük bir kısmına görsel olarak ulaşamadığımız vakit, arşiv haberleri ve aksiyon müziklerin ile yapılan haberler Hoolywood filmlerindeki sahneden öteye geçmiyor. Batılı bir gazetecinin deyimiyle “savaşı ordu değil ama medya yürütüyor”

DUYULMAYAN, GÖRÜLMEYENLER
Savaş ve krizi var olan durum üzerinden haber yapmak gerekiyor. Tabii ki bu söylediğimiz “olanı biteni ” de barış adına gizlemek değildir.

Geçtiğimiz 1 ay içinde karşılıklı olarak kamuoylarının kışkırtıldığına, düşmanlaştırıldığına tanık olduk. Irak Kürt yönetimi aleyhine yapılan, haber dışı rencide edilici yaklaşımlar, kamuoyunun bir kısmını okşarken aynı tarz yayınlar Kürt bölgesindeki medya tarafından Türkiye kamuoyuna yönelik olarak yapıldı.

Türkiye’de “Barzani geliyoruz” manşeti orada da “biz de savaşa hazırız” karşılığını buldu.

Yani aynı zihniyet birbirini beslerken medya aracılığı ile savaş körüklendi.
Krizin ilk günlerinden itibaren Kürt yönetiminin PKK’ya karşı sınırlı, hedefi belli operasyonlara karşı çıkmayacağını iletildi, yetkililer bu yönde demeç verdi. Ama o günün atmosferi içinde bu sözler duymazlıktan gelindi, ya da o günlerin havasına uygun değildi. Çünkü herkes gözünü kapatmış kamuoyunu topyekün, binlerce askerin katıldığı ve Kuzey Irak’ın işgaline varacak kadar bir askeri harekât peşindeydi.

Kamuoyunun beklentisi de tabii ki bu yönde oluştu. Aradan yaklaşık 1 ay geçtikten sonra “Kürt Yönetimi sınırlı operasyonu destekliyor” haberleri “Akıllandırlar” sözleri ile verildi.

Irak Kürt bölgesinde herkes Türkiye’nin ciddiyetinin krizin ilk gününden beri biliyordu. Üstelik PKK’nın kendilerine zarar verdiğini ilk günlerden bu yana söylüyor. Ama bu bilgiyi günler sonra AP haber yapınca gazetelerde yer buldu. Bu örnekler ilk olmadığı gibi son olacak gibi de görünmüyor.

OLANLAR, OLMAYANLAR
Olmayan bombardımanı olmuş gibi yansıtan, tarlada çalışan köylüleri mayın döşeyen peşmergeler olarak gösteren, gitmediği, bilmediği halde o bölgedeymiş gibi yapan, her türlü askeri hareketliliğe olağanüstü bir anlam yükleyen haber anlayışı hakim oldu sayfalara, ekranlara.

1984’ten beri Güneydoğu’da yaşanan birçok olay sanki ilk kez oluyormuş gibi verildi, Güneydoğu’ya belki de ilk kez gidip “yeni keşfetmiş” gibi yapıldı, sanki gazeteciler çok uzak bölgelerden, başka ülkeden bahsediyordu. Oysa orası ve oradaki insanlar 1984’den beri olaylar zaman zaman değişiklik gösterse de benzer bir atmosferi yaşıyor. Dağlarda asker yıllardır dağlarda PKK ile mücadele ediyor. Halk terör yüzünden sıkıntı çekiyor. Yani yeni bir durum yoktu.

Sözün kısası hem askerin hem de bölge halkının yaşadığı zorlukları ilk kez keşfetmenin heyecanını yaşayan medya ordusu Irak’a çoktan girmişti bile. Ama ordu şimdilik Irak’a “medyanın istediği gibi girmeyince” manşetler durmak zorunda kaldı.

Şimdilik medya “ordusuna” sadece gerçeğe yakın durmasını ve bu tür durumlarda gazetecinin taraf olduğu noktanın “savaşa karşı taraf” olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Mete Çubukçu
NTV-MSNBC

19 Kasım 2007 Pazartesi

Sıradan günlerden...


jehmBir kibritin dumanında yakabilirim kendimi sıradan günlerde..

kendini tekrarlayış....

evet gene birbiriyle aynı günlerden birinin daha sonuna doğruyuz..

hep bi yerlere bi zamanlara doğruyuz ya,
böylece hep eğri duruyoruz bulunduğumuz yere ve zamana,

"varoluşsal geçiciliğin esrikliği"

bi kahve bi sigara daha...

phaidon

10 Kasım 2007 Cumartesi

''Kürdistan'' temelleri nasıl atıldı !

 

barzani talabaniIrak Kürdistan Özerk Bölgesi, Federal Irak Cumhuriyeti´nin kuzeyindeki bölgelerini kapsayan ve Bağdat´a bağlı olan özerk bölge. Nüfusları tartışılan ve bölge yönetimince azınlık statüsü verilmiş olan Türkmenler ve Asuriler'de (Süryaniler) bu bölgede yaşamaktadırlar.

Bölge Tarihi 

Irak´ın kuzeyinde bulunan bölge 11 Mart 1970´de Saddam Hüseyin ve Mustafa Barzani arasında yapılan anlaşma üzerine kuruldu. Özerklik anlaşmasına göre Irak´ın kuzeyindeki üç il, yaklaşık 37 000 km²`lik bir Bölge, Erbil de kurulucak bir yerel Parlemento tarafından yönetilecekti. Bunun yanısıra Irak Meclis´inde 5 bakan ve başbakanvekili Kürt olacaktı. Kürtçe ülke genelinde Arapça´nın yanısıra ikinci resmî dil olacaktı.

İran-Irak Savaşı sırasında bu bölge merkezi hükûmet´in kontrolünden çıkmış, İran saflarında Saddam Hüseyin´e karşı yer almıştı. Saddam Hüseyin savaştan önce anlaşmayı kaldırmış ve 1974 de Kürt bakanları meclisten çıkarmıştı. Bu durum üzerine Barzani´ler isyan etmişlerdi. Bu durum Irak için çıkan savaşı kötü etkiledi, çünkü Saddam Hüseyin'e karşı Kuzey, İran ile ittifak etmiştir.

Irak haritaBirinci Körfez Savaşı öncesi ve savaş sırasında Saddam Hüseyin'den kaçan on binlerce Kürt Türkiye Cumhuriyeti'ne sığındı. Türkiye tarafından kurulan kamplarda Kürt mültecilere sağlık, barınma ve giyim yardımları yapıldı. Saddam Hüseyin devrilip Kürt liderler yeni dönemde söz sahibi olana kadar yurt dışına Türk Pasaportu ile çıktılar.

Birinci Körfez Savaşı´ndan sonra çıkarılan uçuş yasağından dolayı bölge bugüne kadar Bağdat´ın yönetimi altında değildir. Bölge silahlı Kürt milisleri olan Peşmergeler´in kontrolü altındadır.

Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi ile Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği´nin arasında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı Bölge ikiye bölünmüşse de, son yıllarda birleşme sürecine girilmiştir. 

19 Mayıs 1992 seçimleri
Kürdistan Demokrat Partisi           %45,3      
Kürdistan Yurtseverler Birliği        %43,8      
Kürdistan İslami Hareketi (IMK)        %5,1      
Kürdistan Sosyalist Partisi (PASOK)   %2,6       
Irak Kominist partisi  (ICP)              %1,0    

Baraj %7´de olduğundan KDP 51 Koltuk, KYB 49 Koltuk mecliste hak etmiştir. KDP bir Koltuk KYB vermiştir, böylece iki Parti eşit düzeyde yönetmişlerdir. Türkmenler seçimlere katılmamıştır. Geri kalan koltuklar azınlıklara göre dağıtılmıştır.

30 Şubat 2005 seçimleri
Kürt ittifakı                        104 Koltuk      
Kürdistan İslam Cemiyeti         6 Koltuk      
Kürdistan işçi Partisi               1 Koltuk

Oldukça zengin petrol kaynaklarına sahip Kürdistan Özerk Bölgesi, büyük bir gelişim ve dönüşüm içerisindedir.

Kaynak: Wikipedia

Sırp katil Lahey'de yargılanacak (!)


world1Aşırı Sırp milliyetçi Seselj'in Lahey Adalet Divanında yargılanmasına başlandı.

Aşırı milliyetçi Sırp Voyislav Seselj'in (53), Hollanda'nın Lahey kentindeki savaş suçları mahkemesinde insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmasına başlandı.

Savcılar, Sırbistan'ın ana muhalefet partisi milliyetçi Sırp Radikal Partisinin lideri Seselj'in davası, 1991-1993 yılları arasında Hırvatistan ve Bosna'da yapılan etnik temizlik ve katliamlardan Sırp liderlerinin sorumlu tutulması için son ihtimallerden biri olması açısından önem taşıyor.

Bir zamanlar eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yakın müttefiki olan Seselj, milliyetçi konuşmalar yaptığını inkar etmiyor, ancak bu konuşmaların savaş suçu oluşturmadığını öne sürüyor.

Bugünkü duruşmada kendini savunacak olan Seselj, mahkemeye hitaben ilk konuşmasını yarın yapacak. 

Seselj'in suçlu bulunması halinde ömür boyu hapis cezasına çarptırılması bekleniyor.

Lahey Adalet Divanı daha önce Sırbistan'ı soykırımdan aklamıştı

Lahey Adalet Divanı, Sırplar'ın 1995'te Bosna'da 8 bin Müslüman Boşnak'ı katletmesini "soykırım" olarak nitelendirdi ancak Sırbistan'ı suçlu bulmadı.BM'nin en yüksek yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı'nın, 1992-1995 arasında Srebrenitza'da 8 bin Müslüman'ın ölümüyle sonuçlanan katliamın "soykırım" olup olmadığı kararını tüm dünya soluklarını tutarak bekledi. 15 hakimlik yargı heyeti, karar metnini tam 3 saatte okudu. Yargıçlar, ilk dakikalarda Srebrenitza katliamını "soykırım" olarak kabul ettiklerini ve Sırbistan'ın soykırımı önleme sorumluluğunu yerine getirmediğini açıklayınca Bosna'da sevinç rüzgarları esti.

Boşnaklar'ın umudu söndü

Fakat ilerleyen dakikalarda kararın yönü değişti. Yargıçlar, soykırıma ve ihmale rağmen Sırbistan'ın soykırımdan sorumlu olmadığını hükmederek, "Tazminata gerek yok" sonucuna varınca, milyarlarca dolar tazminat isteyen Boşnaklar'ın umudu söndü.

4 Kasım 2007 Pazar

Küresel safsata..

Gazete_okuyan_afrikali_cocuk

Dünya da öğrenmiş zamanla ateşini bastırmak için gözyaşlarını içine akıtmayı. Hergün ağlarmış, yaşayanların yaptıkları hakszılıklara, savaşlara..

Bir kaç mürekkep yalamış beyaz yakalı 'Küresel Isınma' demiş buna.. Ama ilgisi yokmuş aslında buzulların erimesinin bununla. Artık dünya yeterince ağlayamadığı için öfkesini bastırıp sıcaklığını gizleyemiyormuş. Orda burda yanardağlardan kusarmış öfkesini.. Çılgınca tepermiş kabuğunu depremlerde. Gün gelmiş yüreğinin buz tutmuş yerleri de erir olmuş..

Dünya artık çok yorgun ve bitkin düştü.. Biraz daha saygı..