27 Aralık 2008 Cumartesi

Sadece

Straight_Ahead_by_petitescargot


Başımı aklıma dar ettiğin
tüm düşlerin düşüşlerinde,
bir kumarbaz cesaretiyle gelmişsem sana;
gitmek için değil,
gitme demen için değil..
Yaşamak lazımsa bazen,
bazen de sevmek lazımdır diye..
Belki hatırlatır sana diye..
Sadece beni sev diye belki..
Sanki sabah uyandığımda
                                                     yanımda olacaksın gibi..
                                                     Bir kadersizliğin baş harfi gibi..
                                                     Ne sen varsın oysa, 
                                                     ne de ben şimdi yokolduğun yerde.. 
                                                     Yokluğuna bağdaş kurmuş, 
                                                     öylece oturuyorum işte..

                                                     via : ll

Love Me

ying yang “I must learn to love the fool in me… - the one who feels too much, talks too much, takes too many chances, wins sometimes and loses often, lacks self-control, loves and hates, hurts and gets hurt, promises and breaks promises, laughs and cries. It alone protects me against that utterly self-controlled, masterful tyrant whom I also harbor and who would rob me of human aliveness, humility, and dignity but for my fool.”

                                                                                                             Theodore I. Rubin, MD

16 Aralık 2008 Salı

Bilgeliğe Ulaşmanın Sırları

“Büyük Batı hastalığı” hızla dünyaya yayılıyor. Hastalığın adı, “Mutlu olacağım, eğer… şu para elime geçerse, o spor arabayı, yeni evi alabilirsem, terfi edebilirsem.”

Batı Dünyasında bir kısım insanların hiç olmadığı kadar çok parası var. Daha büyük evlerde yaşıyor, verimlilikte rekor düzeylere erişiyor, ama mutluluklarını artıramıyorlar. Depresyon bütün zamanların en yüksek düzeyinde! İnanılmaz ağır koşullarda çalışan insanların yüzünde nesnelere duyulan aynı açlığı ve nesnelerin insanı mutluluğa, tatmine götüreceğine ilişkin aynı yanlış inanışı görüyoruz.

Yedi Tohumun Sırrı’nı okurken üstadın ilk sorusunu düşünün: “Mutlu musun?” Yanıtınız, “İstediğim kadar değil” ise, Ignacio gibi sizin de hayatta yeni bir yola koyulmayı düşünmeniz iyi olabilir. Aynaya bakıp karşınızdaki kişinin gerçek hoşnutluğunu enine boyuna gözden geçirmek isteyebilirsiniz.

Önerilenlerin hepsini yerine getirmeyi ya da kusursuz bir biçimde gerçekleştirmeyi tasa etmeyin kendinize. Geçmişte yapmadıklarınızdan ötürü suçluluk da duymayın. Geçmişi değiştiremeyiz. Değiştirebileceğimiz gelecektir!

Bu kitaptaki öğretilerden tek bir değişimi, daha iyi bir yaşam sürmenize yardımı olacak bir tek değişimi bile hayatınıza geçirebilirseniz, okuduğunuz en değerli kitaplardan biri olacaktır. Okurken dürtün kendinizi. Kitabı değerlendirmeyin, kendinizi değerlendirin. Şu soru olsun aklınızda: Öğrendiğimi kendim ve karşılaştığım insanlar için daha iyi bir hayat yaratmada nasıl kullanabilirim? Çünkü, kullanabilirsiniz!

20 Eylül 2008 Cumartesi

Bir çelişkim var



"kralin ciplak oldugunu soylemek cocuklarin ve yarim akillilarin
hakkidir. ama gunun sonunda yarim akilli hala yarim akillidir, kral da
krall" - neil gaiman

27 Haziran 2008 Cuma

Yalnızlığın anlaşıldığı anlar


Güzel fakat hiç kapısı çalmayan evinde, güzel fakat hiç çalmayan telefonunu kurcalarken, güzel fakat iki kişilik bir film başlar, ve sen güzel fakat tek kişilik koltuğunda kolunu koyacak bir yer ararsın, işte o an yalnızlığın en derinlemesine anlaşıldığı andır, anlardandır..

onlarca insanın arasındayken cemil meriç'in "bir zebaniyle birlikte olabilecek kadar yalnızım." ifadesini hatırladığınız andır.

veya

"i am not lonely i am alone" tümcesini yazarak kullanıyorsanız altını kırmızı kalemle hem de birkaç defa çizmek istediğiniz, sözlü olarak ifade ediyorsanız ciğerlerinizdeki tüm havayı kullanacak kadar çok haykırarak söylemek istediğiniz andır.

Via : Ekşi sözlük

18 Şubat 2008 Pazartesi

Can Dündar : ''Her seçim bir kaybediştir''


Suicide_by_gothicdesign İngiliz Kralı 8. Edward sevdiği kadın için tahtını terkettiğinde de kimse bu tercihe anlam verememişti. Çünkü "geçer akçe" olan "taht'tı ve bir ka­dın için koca imparatorluğun nimetlerim tepmek "akıl dışı" sayılıyordu.

Birisini herşeyden vazgeçebilecek kadar çok sevmenin, insanın başına, hiçbir tacın sağlayamayacağı türden bir asalet halkası takacağını düşünemediler.

İngilizler, tahtsız kralın ardın­dan dövüne dursun, tahtsız kral da sevgisiz İngilizlerin haline acıdı durdu hayatı boyunca...

**

Bir kez daha yazmıştım; "her seçim bir kaybediştir" diye...
Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...

Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat binbir seçeneği dayar burnunuzun ucuna... "Ne giysem" telaşından, öğle yemeğinde "Ne alırdınız" diye başucunuzda biten garsona, "hangi kanaldaki filmi izlesem" kararsızlığından, "bize oy verin" diye bağrışan partilere kadar herşey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.

Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.

Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur.

Bu seçim oyununda vazgeçtiğimiz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.

Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.

Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, ba­zen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kal­maz.

Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla pay­laşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.

Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.

Herşeyin sıradanlaştığı bir dünyada ba­zen kaybetmek en doğru seçimdir.

...ve o dünyada en yerinde tercih; vazge­çiştir.

Can Dündar

4 Şubat 2008 Pazartesi

Umut..


hulkÜmitlerimiz fırtınalı denizler ortasında
Bir hurda teknedir şimdi
Dalgalar dünden daha zalim
Rüzgar daha hoyrat
Ne bulut var ufuklarda ne gemi..

31 Ocak 2008 Perşembe

Dünyaya gülümsemek !

smile, girl, smiling girl

''Ama ben dünyayı korku duygusuyla değil güzellikle tanıyorum. Benim ona baktığım gibi dünya da bana bakıyor ve gülümsüyor, ben ona neden gülümsemeyeyim ?''

Efresiyab hikayeleri

İhsan Oktay Anar

3 Ocak 2008 Perşembe

En son dedikoduyu duydunuz mu?

10454032sf7im5Türkiye öyle bir hale geldi ki... Ülke yönetiminden, ortalığı sarsan krizlere; ruh sağlığımızdan, günlük hayattaki bir çok gelişmeye dek hemen hemen herşey dedikodu, söylenti ve komplo teorisi üçgeninde şekilleniyor.
Bunun üzerine bir de güvensizlik ve paranoya eklendi mi, dünyanın içinden çıkılması en güç girdabı içine giriliyor. Bu da ülkeyi giderek nefes alınması güçlenen boğucu bir atmosfere itiyor.
Bu yüzden de, tüm gün o komplocu, boğucu ortamı soluduktan sonra her gece eve geldikten sonra kapıyı kapatmasanız peşinizden gelen uğultu sanki içeriye girecekmiş gibi geliyor.
Kapıyı hızla çarparcasına kapatıp, derin bir oh çekiyorsunuz. Havayı ağırlaştıran insanlardan, umutsuzlaştıran atmosferden kaçış gibi.
İnsanı geleceğinden ve umutlarından soğutmaya çalışan bir karabasan kirliliğinden uzaklaşma gibi...
Bitmiyor...
Akşam yemeğinde günün etkisi altında kaldığınızdan bir anda ortaya atılan konular, ya da gazetenin birinde sanki ayarlanmış gibi gözünüze çarpan uğursuz imalar.
Ama kabus yine bitmiyor. Televizyonda sizi bekleyen bazı komplocular da işin cabası. İzlerken, mayın tarlası gibi kanalın birinde 'eğer denk gelirsem' korkusuyla, sanki ruhunuza prangalar vurulacakmış gibi kaçıyorsunuz. Ama mutlaka bir yerde bataklığa saplanıp kalıyorsunuz.
Sonunda bazen kendimizde o tuzağa düşüp, kendi kendimize, bazı şeylerin de iyi gidebileceğinden huzursuzlanıp: 'Neden herşey bu kadar iyi gidiyor. Mutlaka kötü birşeyler oluyordur. Ülkede de durum aynı. Bu sessizlik hayra alamet değil' arızaları.
İşin ilginci, belki de daha kötüsü, bu şeytan üçgenini güçlendiren en başta söylediklerine kendi de inanmayan ama daha sonra bunun en ateşli savunucusu oluveren zehirli sarmaşıkların varlığı.
Bunlardan rant sağlayanlar, insanları huzursuz etmekten hoşlanan bilerek saptırılmış kehanetlerde bulunanlar, ortaya attığı iddia ile siyasi veya ekonomik bir kazanç peşinde olanlar yok mu?
Türkiye'de, Ortaçağ'da Avrupa'yı saran veba gibi ortada dolaşan bir ruhsal veba var. Ama maalesef, bu süreçte, ara gaz dolum tesislerinin gönüllü fedaileri olmak ne de hoşumuza gidiyor.
Şimdi gelin kısa bir korku yolculuğuna çıkalım... Aslında her gün içinden geçtiğiniz ve çok tanıdık geen bir korku tüneli... Şimdi lütfen, cümleleri okuyun ve gözlerinizi kapayın...
- Dolar, Euro patlayacak diyorlar.
- Ekonomik krizin büyüğü kapıda. Herkes batacak.
- Bilgi çok sağlam yerden... Asker darbe yapacak.(En karizmatik popüler söylem)
- Bu hükümet var ya... Kesin gizli ajandaları var. Ülkenin yavaş yavaş altını oyuyorlar. Molla yönetimine doğru adım adım gidiyoruz.
- Havada deprem kokusu var.
- Askerlik kısalacakmış.
- Sağlam yerden duydum, bedelli askerlik için karar alınmış.
- Türkiye, ne zaman iyi bir yere gelir gibi olsa, birileri düğmeye basıyor.(Sanki başkalarının düğmesi yok. Önemi olan bastırmamak.)
- Kesin bu işin arkasında İsrail var.
- Türkiye'de yabancılar gizlice tapu topluyor. Günün birinde bizi bu topraklardan atacaklar.
- Kesin masondur. Yoksa bu kadar nasıl yükselir.
- Erken seçim kesin. (Son dört yıl sürekli söylendi. Şimdi de 2009 Mart seçimleri için söylenmeye başladı.)
- Devlet bölgede terörün bitmesini istemiyor. 
- Seçim sandıkları ile oynandı. Aslında seçim sonuçları böyle değil. Bendeki bilgi kesin.
- Genelkurmay Başkanı'nı dinledin mi? Resmen onu işaret etti.
- Başbakan Türkiye'deki bir çok gizli holdingin ortağı
- Arap sermayesi niye geliyor biliyor musun? Ülkenin altını oyup rejimi değiştirecekler.
- AKP, seçimlerde altın dağıtıp oy için imza aldı. Yoksa 3. parti bile olamazlardı.
- ABD istemese seçim sonucu böyle olmazdı. Adamlar resmen işaret etti. 17 Ağustos depremini de onlar yapmadı mı?
- Genelkurmay Karargahı'nın sabaha kadar ışıkları yandı. Resmen darbe planlaması yaptılar. ( Bir kere sabaha kadar temizlik olur. Ayrıca plan yapılan savaş harekat merkezi yerin üç kat altındadır)
İşte böyle... Bunlar hemen akla geliverenler.
Ama bu kadarla da sınırlı değil muhakkak...
Peki... Acı çekmekten zevk alan bir ruh hali ile yıllardır içimizi kemiren bu dedikoduları, komplo teorilerini durdurmak için ne yaptık?...
Kendimize güvenerek, üzerimize düşeni yaparak, adım attık mı?
Sanmıyorum... Birşey yapma... Okuma... Araştırma... Çözüm bulamayıp, işin içinden sıyrılmak için de sarıl komplo teorilerine.
Ne güzel... Sorun çıkınca 'Türkiye'nin düğmesine bastılar' de.
Her ülkenin düğmesi vardır. Ama önemli olan o ülke insanının ülkesine sahip çıkıp düğmesine bastırmaması. İngiltere'nin, Almanya'nın düğmesine basmak isteyen yok mu?
İnşallah en son dedikodu artık kendimize güveneceğimiz yönünde ortaya atılan iddia olur. Eğer rahatsız olan varsa kendi üzerine düşeni yapmalı.

Metehan Demir/ Habertürk