31 Ocak 2008 Perşembe

Dünyaya gülümsemek !

smile, girl, smiling girl

''Ama ben dünyayı korku duygusuyla değil güzellikle tanıyorum. Benim ona baktığım gibi dünya da bana bakıyor ve gülümsüyor, ben ona neden gülümsemeyeyim ?''

Efresiyab hikayeleri

İhsan Oktay Anar

3 Ocak 2008 Perşembe

En son dedikoduyu duydunuz mu?

10454032sf7im5Türkiye öyle bir hale geldi ki... Ülke yönetiminden, ortalığı sarsan krizlere; ruh sağlığımızdan, günlük hayattaki bir çok gelişmeye dek hemen hemen herşey dedikodu, söylenti ve komplo teorisi üçgeninde şekilleniyor.
Bunun üzerine bir de güvensizlik ve paranoya eklendi mi, dünyanın içinden çıkılması en güç girdabı içine giriliyor. Bu da ülkeyi giderek nefes alınması güçlenen boğucu bir atmosfere itiyor.
Bu yüzden de, tüm gün o komplocu, boğucu ortamı soluduktan sonra her gece eve geldikten sonra kapıyı kapatmasanız peşinizden gelen uğultu sanki içeriye girecekmiş gibi geliyor.
Kapıyı hızla çarparcasına kapatıp, derin bir oh çekiyorsunuz. Havayı ağırlaştıran insanlardan, umutsuzlaştıran atmosferden kaçış gibi.
İnsanı geleceğinden ve umutlarından soğutmaya çalışan bir karabasan kirliliğinden uzaklaşma gibi...
Bitmiyor...
Akşam yemeğinde günün etkisi altında kaldığınızdan bir anda ortaya atılan konular, ya da gazetenin birinde sanki ayarlanmış gibi gözünüze çarpan uğursuz imalar.
Ama kabus yine bitmiyor. Televizyonda sizi bekleyen bazı komplocular da işin cabası. İzlerken, mayın tarlası gibi kanalın birinde 'eğer denk gelirsem' korkusuyla, sanki ruhunuza prangalar vurulacakmış gibi kaçıyorsunuz. Ama mutlaka bir yerde bataklığa saplanıp kalıyorsunuz.
Sonunda bazen kendimizde o tuzağa düşüp, kendi kendimize, bazı şeylerin de iyi gidebileceğinden huzursuzlanıp: 'Neden herşey bu kadar iyi gidiyor. Mutlaka kötü birşeyler oluyordur. Ülkede de durum aynı. Bu sessizlik hayra alamet değil' arızaları.
İşin ilginci, belki de daha kötüsü, bu şeytan üçgenini güçlendiren en başta söylediklerine kendi de inanmayan ama daha sonra bunun en ateşli savunucusu oluveren zehirli sarmaşıkların varlığı.
Bunlardan rant sağlayanlar, insanları huzursuz etmekten hoşlanan bilerek saptırılmış kehanetlerde bulunanlar, ortaya attığı iddia ile siyasi veya ekonomik bir kazanç peşinde olanlar yok mu?
Türkiye'de, Ortaçağ'da Avrupa'yı saran veba gibi ortada dolaşan bir ruhsal veba var. Ama maalesef, bu süreçte, ara gaz dolum tesislerinin gönüllü fedaileri olmak ne de hoşumuza gidiyor.
Şimdi gelin kısa bir korku yolculuğuna çıkalım... Aslında her gün içinden geçtiğiniz ve çok tanıdık geen bir korku tüneli... Şimdi lütfen, cümleleri okuyun ve gözlerinizi kapayın...
- Dolar, Euro patlayacak diyorlar.
- Ekonomik krizin büyüğü kapıda. Herkes batacak.
- Bilgi çok sağlam yerden... Asker darbe yapacak.(En karizmatik popüler söylem)
- Bu hükümet var ya... Kesin gizli ajandaları var. Ülkenin yavaş yavaş altını oyuyorlar. Molla yönetimine doğru adım adım gidiyoruz.
- Havada deprem kokusu var.
- Askerlik kısalacakmış.
- Sağlam yerden duydum, bedelli askerlik için karar alınmış.
- Türkiye, ne zaman iyi bir yere gelir gibi olsa, birileri düğmeye basıyor.(Sanki başkalarının düğmesi yok. Önemi olan bastırmamak.)
- Kesin bu işin arkasında İsrail var.
- Türkiye'de yabancılar gizlice tapu topluyor. Günün birinde bizi bu topraklardan atacaklar.
- Kesin masondur. Yoksa bu kadar nasıl yükselir.
- Erken seçim kesin. (Son dört yıl sürekli söylendi. Şimdi de 2009 Mart seçimleri için söylenmeye başladı.)
- Devlet bölgede terörün bitmesini istemiyor. 
- Seçim sandıkları ile oynandı. Aslında seçim sonuçları böyle değil. Bendeki bilgi kesin.
- Genelkurmay Başkanı'nı dinledin mi? Resmen onu işaret etti.
- Başbakan Türkiye'deki bir çok gizli holdingin ortağı
- Arap sermayesi niye geliyor biliyor musun? Ülkenin altını oyup rejimi değiştirecekler.
- AKP, seçimlerde altın dağıtıp oy için imza aldı. Yoksa 3. parti bile olamazlardı.
- ABD istemese seçim sonucu böyle olmazdı. Adamlar resmen işaret etti. 17 Ağustos depremini de onlar yapmadı mı?
- Genelkurmay Karargahı'nın sabaha kadar ışıkları yandı. Resmen darbe planlaması yaptılar. ( Bir kere sabaha kadar temizlik olur. Ayrıca plan yapılan savaş harekat merkezi yerin üç kat altındadır)
İşte böyle... Bunlar hemen akla geliverenler.
Ama bu kadarla da sınırlı değil muhakkak...
Peki... Acı çekmekten zevk alan bir ruh hali ile yıllardır içimizi kemiren bu dedikoduları, komplo teorilerini durdurmak için ne yaptık?...
Kendimize güvenerek, üzerimize düşeni yaparak, adım attık mı?
Sanmıyorum... Birşey yapma... Okuma... Araştırma... Çözüm bulamayıp, işin içinden sıyrılmak için de sarıl komplo teorilerine.
Ne güzel... Sorun çıkınca 'Türkiye'nin düğmesine bastılar' de.
Her ülkenin düğmesi vardır. Ama önemli olan o ülke insanının ülkesine sahip çıkıp düğmesine bastırmaması. İngiltere'nin, Almanya'nın düğmesine basmak isteyen yok mu?
İnşallah en son dedikodu artık kendimize güveneceğimiz yönünde ortaya atılan iddia olur. Eğer rahatsız olan varsa kendi üzerine düşeni yapmalı.

Metehan Demir/ Habertürk